RANA ÖZŞEKER
Rana Özşeker kimdir?
Rana Özşeker uzun yıllar bir profesyonel olarak çalışmış ve dünyanın en büyük yabancı ortaklı firmalarında orta ve üst düzey yöneticilik yapmış bir iş kadınıdır. Gerçekten nerede olduğunu analiz edip, nereye gitmek istediğini görebilmiş; o güne kadar sürdürdüğü kariyerinden çok daha farklı bir yola girme cesaretini gösterebilmiş bir girişimcidir.
Yöneticilere hedeflerini belirleme, yol planlarını çıkartma ve harekete geçme konusunda destek olan bir yönetici koçu; bireylere ve kurumlara kendilerini en iyi nasıl ifade edeceklerini; kimlikleri/kişilikleri ile algılanan arasındaki farkı gösterip kapatmalarına destek olan bir imaj ve iletişim koçu; öğrenmeyi isteyenlere hevesli bir eğitmendir.
Hayatta daima öğrenilecek bir şeyler olduğuna inanan bir öğrenci, her zaman paylaşabilecekleri olduğunu bilen bir öğretmendir. Yoğun iş hayatına rağmen, ailesini yaşamındaki en önemli önceliği olarak koruyabilmiş bir eş, bir anne ve bir evlattır.
Kendinizi “İmaj & İletişim Koçu” olarak tanımlıyorsunuz. Bu tanımlamayı açabilir misiniz? Bu disiplinleri bir arada ne şekilde kullanıyorsunuz?
İmaj ve iletişim koçu önce kişinin/kurumun kendisini tanımasını sağlar, öz imajını ortaya çıkarmasına yardımcı olur. Daha sonra algılanan imaj netleştirilir ve koçluk çalışmaları ile içsel değişim; danışmanlık ve analiz çalışmaları ile görsel değişim süreci başlar. Başka bir deyişle, koçlukla, şu anda neredeyim, başkaları benim nerede olduğumu düşünüyor ve gerçekte nerede olmak istiyorum sorularının cevapları aranıyor.
Danışmanlık ve eğitim ile o köprünün kurulması yani kişinin/kurumun hedefine doğru ilerlemesi sağlanıyor. Kısaca imaj ve iletişim konusunda koçluk, danışmanlık ve eğitim disiplinlerini entegre bir şekilde kullanıyorum.
Koçluk kavramının ülkemizde gelişi güzel kullanıldığını görüyoruz. Koçluk hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu kavramın bu şekilde gelişi güzel kullanılmasını neye bağlıyorsunuz?
1999’da Hudson tarafından yapılmış olan tanıma göre koç, kişilere, anlamlı amaçlara doğru yol almalarına ve gelişmelerine yardımcı olan, bu konuda uzmanlaşmış kişidir. Koçluk ilişkisinin ana fonksiyonu olumlu değişimi kolaylaştırmak ve kişisel/kurumsal gelişimi teşvik etmektir. Koçluk da tıpkı, eğitim ya da danışmanlık gibi bir kişisel ve profesyonel gelişim aracıdır.
Günümüzde kişiler ve kurumlar gelişim, değişim ve dönüşümün kaçınılmazlığının, bu süreci profesyonel bir destekle daha kolay atlatabileceklerinin gittikçe daha fazla farkına varıyor. Koçluk gittikçe aranan bir araç haline geliyor ve koçluğu meslek olarak seçmek isteyenler kendilerine ve mesleklerine yatırım yapmaya başlıyor. Eğitimler alınıyor, sınavlara giriliyor, akreditasyonlar alınıyor... Ancak tüm dünyada aranan, talebi artan her şey gibi koçluk kavramı da anlamı dışında kullanılmaya başlandı. İnsanların hem ilgisini çeken, hem de ne olduğunu tam olarak bilmedikleri bir hizmeti vermeye talip olan pek çok kişi oluyor. Ancak baktığınız zaman yeterli eğitimi ve deneyimi olmadığını fark ediyorsunuz.
Özellikle ülkemizde kişilerin halihazırdaki işlerini yapmak için yetilerini nasıl elde ettiği pek sorgulanmadığı için şu anda pek çok koç var çevremizde. Oysa baktığınızda çoğunun koç değil danışman ya da mentor olduğunu, uzmanlıkları doğrultusunda insanları/kurumları eğitip, yönlendirdiklerini görüyorsunuz. Kavramların, mesleklerin bu şekilde eskitilmesi ve insanların böylesine yanlış yönlendirilmesi çok acı...
İmaj danışmanlığı kavramı ve kişisel imajın hayatımızdaki yeri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
İnsanlar sizi ilk kez gördüklerinde, sizinle ilgili yargılara varırlar. İlk görünüş, ilk konuşma ve davranışların sizi yansıttığını düşünürler, sizin kişisel özellikleriniz hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmeler yaparlar. Kısaca imajınız, girdiğiniz bir ortamdan ayrıldığınızda insanların aklında olumlu veya olumsuz iz bırakmanızı sağlar. Buna dayanarak karşımızdaki kişi bize güvenip güvenmediğine, hoşlanıp hoşlanmadığına, iş yapıp yapmayacağına karar verir. Hep söylediğim gibi imaj başkalarının zihnindeki biziz. Özelikle günümüzde iş dünyasında başarı, teknik bilginiz ve yetenekleriniz kadar imajınıza da bağlıdır. Mutlaka iyi bir profesyonel imaja sahip olmanızı gerekir. Kalıcı ve olumlu ilk izlenim; eğitim ve deneyimler eşit olduğu takdirde rakipleriniz arasından seçilmeniz için belirleyici faktördür. İmaj yönetimini en iyi şekilde yaparak kişilerin bizimle ilgili duygu, düşünce ve yargılarını etkileme gücüne sahip olduğumuzu asla unutmamalıyız.
Bir diğer önemli nokta da kişisel imaj bizim en önemli iletişim aracımızdır. Kendimizle ilgili vermek istediğimiz her türlü mesajı imajımız aracılığıyla bazen tek kelime bile söylemeden, çok kısa bir süre zarfında karşımızdakilere aktarıyoruz. İyi kullanılan, gerçeği yansıtan bir kişisel imaj sizinle ilgili yanlış anlaşılmaları da önleyecek ve insanların sizi daha iyi ve adil bir şekilde değerlendirmelerine yardımcı olacaktır.
Unutmayalım ki hissettiklerimizle, görünüşümüzle, davranışlarımızla, duruşumuzla, yaşadığımız ya da çalıştığımız mekanlarla bir bütündür ve ‘bizim’ aynamızdır, imaj. O yüzden kendimizi farketmemizi, özgüvenimizin gelişmesini, girdiğimiz ortamlarda ve ilişkilerde “farkındalık” yaratmamızı, kariyerimizi, bireylerle ve kurumlarla ilişkilerimizi geliştirmemizi, kurumumuzun “yaşamasını” sağlayacak en önemli araçtır aynı zamanda.
İletişim becerisine sahip olmanın kişisel hedeflere ulaşmaktaki rolü nedir? İletişim becerisini geliştirmek için neler yapılabilir?
Bu soruya cevap vermeden önce iletişimin benim için ne ifade ettiğini açıklamak isterim. Bana göre en güzel tanım; iletişimi, anlamları kişiler arasında ortak kılma işlemi olara nitelendiren tanımdır. Bu sayede, insan, toplumsal bir varlık olarak kendisini gerçekleştirmekte, başka deyişle biyolojik bir varlık olmaktan çıkarak, toplumun bir üyesi olmaktadır. Bunun önemini eminim ki herkes kabul eder, çünkü bizler Robinson Crusoe gibi ıssız bir adada yaşamıyoruz. Sosyal varlıklar olduğumuz için hayatımız, hedeflerimiz, herşeyimiz aslında çevremizdekilerle ilgili hatta çoğu zaman onlara bağlı. Hedefiniz üst düzey yönetici olmaksa eğer, bu hedefe ulaşmanıza aracılık eden şirketinizdeki yöneticiniz ya da şirketin sahibidir.
Tabii ki sizin çalışmanız, çabanız çok önemlidir ama nihayetinde sizin kişisel hedeflerinize ulaşmanız için başkalarını ikna etmeniz, kendinizi onlara doğru anlatmanız yani etkili ve etkin iletişim kurmanız gerekir. Sadece sözlü iletişim değil, sözsüz iletişimde çok önemlidir. Doğru kelimeleri kullanmak kadar, sözlerinizi doğru beden dili ile tamamlamak gerekir.
-
Eğer iletişim konusundaki becerilerinizi geliştirmek istiyorsanız, bunu nasıl yapacağınızı anlamak için şu soruları kendinize sormanız gerekiyor:
-
Bu konuda bilgi eksiğim var mı? Cevap evet ise mutlaka eğitim almanız gerekiyor.
-
Bilgi eksiğim yok. Ama bildiklerimi kendime nasıl uyarlayacağım? Sorunun cevabı “bilmiyorum” ise o takdirde bir danışmanlık hizmetine ihtiyacınız var demektir.
Herşeyi biliyorum, kendime uyarlamakta hiç sorunum yok ama hayata geçiremiyorum. Bir takım iç engellerim var ve ben onları nasıl aşacağımı bilmiyorum, ne yapmalıyım? Bu soruya cevap arıyorsanız o zaman size önerim koçluk hizmeti almanızdır.
Tabii ki bu sorulara cevap aramak yerine zaman kaybetmeden bütün profesyonel gelişim araçlarını entegre olarak kullanan kişi/kurumlardan da destek alabilirsiniz. Çoğu zaman bir imaj ve iletişim koçuna gitmeniz sizi yanlış yönlenmekten kurtaracaktır.
Yönetici ve lider kavramları arasındaki fark nedir? Bir liderin öncelikli olarak taşıması gereken özellikler nelerdir?
Yönetici ile lider arasında belirgin farklar vardır. Bu farkların tek tek anlatmak uzun zaman ister. Ama bence en önemli fark birinde pozisyondan doğan bir güç ve otorite söz konusudur, diğerinde ise insanlar isteyerek takip ederler. Bir lider çevresindeki insanlarla hayallerini, vizyonunu, tutkusunu paylaşabilir. İnsanları etkileyen ve peşinden gidilmesine sebep olan da budur zaten. Onlara o kadar iyi anlatır ki, o kadar güzel ifade eder ki kendisini ve hedeflerini çevresindekiler de onun kadar net görür geleceği. Yönetici ise geleceği, kendisini, hedeflerini anlatma ihtiyacı duymaz. Çalışanlar ona itaat eder çünkü pozisyonu onu güçlü kılar.
Bu sorunuzun cevabında da yine etkili iletişimden ve hitabet becerisinden bahsedeceğim. Bir lider çevresindekileri etkilemek ve onu takip etmelerini sağlamak istiyorsa, ikna etmeyi bilmeli. Bunun temelinde de doğru ve etkili konuşmak, beden dilini doğru kullanmak ve kendini iyi ifade etmek yatıyor.
Türk girişimci profiline baktığınızda neler söyleyebilirsiniz? Girişimcilerimizin kendilerini geliştirmeleri için neler önerirsiniz?
Türk girişimcileri genellikle çevrelerindeki ihtiyaçları görebilen, değerlendirmek için harekete geçebilen ancak çoğunlukla bunu talebe çevirmekte zorlanan bir profile sahip. Müthiş fikirlere sahipler ancak ne yazık ki iç ve dış müşterilerine bunu anlatmakta zorlanıyorlar. Kendilerini ifade ederken, kaynak arayışlarında ya da talep yaratmada karşılarındakileri ikna ederken sorun yaşayabiliyorlar.
Aslında Türk girişimcisini 2 ana gruba ayırabiliriz. Bir grup teknik açıdan donanımlı, iyi eğitimli. Genellikle profesyonel bir geçmişe sahipler. Bir ihtiyacı görüp, bunun üzerine harekete geçmiş olan bu ilk grup, hayatlarında bir değişim yaşamakta olduklarının farkında değil dolayısıyla kendilerini ifade ederken, işlerini yürütürken ciddi hatalar yapabiliyorlar. Diğer taraftan ikinci grup ise çekirdekten yetişen, alaylı tabir edebileceğimiz, bir yerde çalışırken işi öğrenip kendi işini kurmaya karar verenler. Bu gruptakilerin mutlaka kendilerini yetiştirmeleri gerekiyor. İşi bilmek ile insanların sizin işi bildiğinize inanması aynı şey değildir. Ciddiye alınmak için kendinizi doğru ifade etmeniz gerekir.
Özellikle genç girişimcilerin mutlaka profesyonel destek almalarını öneririm. Diğer taraftan kendilerini geliştirmek için kişisel ve profesyonel gelişim konusunda okumalılar. Bu konularda çalışan çeşitli dernekler ve kuruluşlar var, onlara üye olabilirler.
Siz ayrıca renkler konusunda da uzmansınız. Renklerin profesyonel yaşamdaki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Renklerin sadece profesyonel hayatımızda değil, hayatımızın her alanında son derece önemli olduğuna inanıyorum. Yapılmış olan pek çok araştırma var renklerin etkileri üzerine. En uzun süre ne renk bir odada çalışabilirsinizden, insanlarda hangi duyguyu uyandırmak için ne renk kıyafet seçmeniz gerektiğine kadar. Görsel yanılsamalarda yapabilirsiniz renkleri kullanarak, dikkati ve algıyı da yönetebilirsiniz. Özellikle iş hayatında algıyı yönetmek çok önemlidir. Bu sebeple kıyafetleriniz, şirketinizin logosu, ofisinizin renkleri ve hatta arabanızın rengi bile doğru ve amaca uygun bir şekilde seçilmelidir.
İmaj ve iletişim konusunda uzmanlaşmış biri olarak son kaset olayı sonrasındaki Deniz Baykal’ın iletişim stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle yaşanan olayın ve ortaya koyuluş biçiminin son derece nahoş olduğunu düşüldüğümü belirtmek isterim. Ne yazık ki kişiler siyaset, sanat ve spor konularında başarılı ve ünlü oldukları zaman halka mal oluyorlar ve özel hayat kavramı biraz bulanık hale geliyor.
Bu özel olayda Deniz Baykal’ın başlangıçta son derece doğru hareket ettiğine inanmakla birlikte daha sonra en iyi savunma saldırıdır düşüncesini benimsemesinin kendisi için olumsuz olduğunu düşünüyorum. Dikkati karşı tarafa çekerek, gözlerden kurtulamazsınız. Başkalarını suçlamak sizi daha az suçlu yapmaz. Dolayısıyla son derece saldırgan olan kelimeleri, üslubu ve beden dili, özel hayatına tecavüz edilen ve mağdur olmuş bir kişiye ters düşmüştür.
Beden dilimiz ve ses tonumuzun kelimelerimizle söylediklerimizle uyumlu olması önemlidir. Bu tür durumlarda önemli olan topluma ne mesaj vermeniz gerektiğine net bir şekilde karar vermek ve bu yönde ilerlemektir. Aksi takdirde-tıpkı bu olayda olduğu gibi- birbiriyle çelişen mesajlar verirsiniz. Bu ise en tehlikelisidir çünkü kafalarda soru işareti uyandırır ve samimiyetinizin sorgulanmasına yol açar.
Bize biraz da kurucusu olduğunuz RNA Değişim Yönetimi hakkında bilgi verir misiniz? RNA’da sunduğunuz hizmetler nelerdir?
RNA Değişim Yönetimi, değişmeyen tek şeyin değişim olduğu prensibi üzerine kurulmuştur. Yaşadığımız her gün, yeni bir şeyler öğreniyoruz. Öğrendiklerimiz bizim duygu ve düşünce sistemimizi etkiliyor, bakış açımızı ve dolayısıyla da bizi değiştiriyor. Biz bu değişimin bilinçli ve hedeflere uygun bir biçimde yaşanması konusunda destek veriyoruz. İçsel ve dışsal değişimin birlikte yaşanması aslında kişi için en tutarlı ve etkili yol olmakla birlikte bu seçim kişi/kuruma ait.
RNA Değişim Yönetiminin en önemli özelliği entegre bir hizmet sunmasıdır. Kişi/kurumlar eğitim, danışmanlık ve koçluk araçlarını entegre bir şekilde alarak değişim süreçlerini bütünsel ve hızlı bir şekilde geçirebilirler. Ağırlıklı olarak yönetici koçluğu, imaj ve iletişim koçluğu ve takım koçluğu yapmaktayız.
Siz kendinizi geliştirmek ve yenilemek için neler yapıyorsunuz?
Çok araştırır, çok okurum. Sadece Türkiye’de basılan kitapları değil, mutlaka yurtdışında yeni çıkan kitapları da getirtirim. İş hayatıyla ilgili trendleri takip eder ve yapılan araştırmaları mutlaka incelerim. Her gün mutlaka yeni bir şey öğrenmeye çalışırım. Her yeni bilgi ve/veya farkındalığın beni değiştirdiğine ve geliştirdiğine inanırım. Her yıl yurtdışında kendi uzmanlık konularımla ilgili en az 1-2 eğitim almaya çalışırım. Yurtdışındaki meslektaşlarımla sürekli iletişim halindeyim ve onlarla yaptığımız paylaşımlar benim için çok faydalı oluyor.
Son olarak kariyerine yeni başlayacak olan gençlere neler önerirsiniz?
Öncelikle kendilerine şu soruları sormalarını ve cevaplarını dürüstçe vermelerini öneririm:
-
Ben gerçekten ne istiyorum?
-
Hayatımda ne olmazsa mutsuz olurum?
-
Beni heyecanlandıran, her sabah yataktan enerjik bir şekilde kaldıran şey nedir?
Bu soruların cevabı onların seçmeleri gereken meslek konusunda biraz daha netleşmelerini sağlayacaktır.
Diğer taraftan eğer bu konuda tereddütleri yoksa o zaman onlara yönetsel becerilerini sağlamlaştırmalarını, kendilerini doğru ifade etmeyi öğrenmelerini öneririm. Daima hatırlamaları ve uygulamaları gereken 2 prensip var iş hayatında:
Ne söylediğin değil nasıl söylediğin önemlidir.
İnsanlar, onlara ne söylediğinizi unutabilir. İnsanlar onlara nasıl davrandığınızı da unutabilir. Ama insanlar onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.
Teşekkürler…