ERKAN AKAR
Erkan Akar kimdir?
Son zamanların popüler uygulamasından yola çıkarak 140 karakterle özetlersek: Sanal dünyada gerçek dünyaya göre daha rahat bulunulabilen, tırnak içinde “e – akar” olarak bilinen, internet bağımlısı biridir.
Biraz detaya girersek; 1977 Afyonkarahisar doğumluyum. İlkokulu Afyonkarahisar’da, Ortaokulu ise Isparta’da tamamladım. Anadolu Öğretmen Lisesi’nden mezun oldum. Liseyi üç ilde okudum. Bunlar sırasıyla, Isparta, Antalya ve Afyonkarahisar’dır. 1995’te girdiğim Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde lisans ve lisansüstü eğitimlerimi tamamladım. 1999’da araştırma görevlisi olarak Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde akademik hayatıma başladım. Akademik hayata başlama noktasında beni yönlendiren kişi rahmetli babam oldu. 2005’te yardımcı doçent oldum. 2007 yılından 2010 yılına kadar Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcılığı görevinde bulundum.
Üniversitemde internette pazarlama, elektronik ticaret ve yeni pazarlama yaklaşımları derslerini yürütmekteyim. Şu ana kadar 3 kitabım yayımlandı. Bunlardan ilki 2006 yılında yayımlanan Blogla Pazarlama kitabıdır. İkincisi 2007 yılında yayımlanan ve 2010 yılında 2. Baskısı yapılan Elektronik Ticaret ve Elektronik İş Uygulamalar, Modeller, Stratejiler kitabıdır. Üçüncü kitabım ise 2010 yılında yayımlanan Sosyal Medya Pazarlaması Sosyal Web’de Pazarlama Stratejileri adlı kitaptır.
Akademik kariyerinizi internete ve internetten pazarlamaya yönlendirme maceranızdan bahsedebilir misiniz?
Aslında araştırma görevlisi olmadan önce başladığım yüksek lisansta internetle ilgili çalışmalar yapmaya başlamıştım. Hiç unutmam, Capital dergisinin verdiği Superonline aboneliğiyle evde internet maceram başladı. Tez aşamasında 10 konu başlığı hazırlamıştım ve yanlış hatırlamıyorsam bunlardan 8’i internette pazarlama veya e-ticaret ile ilgiliydi. Babamla yaptığımız karşılıklı konuşmalarda da yeniçağın trendinin internet olacağı üzerine konuşmalarımızın da bunda etkisi oldu.
Danışman hocama konuları sunarken isteğim bu sekiz başlıktan birini seçmesiydi. İnternetin perakendeciliğe getirdiği yeni boyutu ele aldığım yüksek lisans tezim bu konudaki ilk adımımı oluşturmuş oldu. Bir de benim hep istediğim şeylerden birisi de ilkleri ortaya koyabilmek olmuştur. Bu alandaki boşluk benim bunu gerçekleştirmemde bana yardımcı oldu.
Sosyal medya ile ilgili yazılmış sayılı yerli kitaplardan olan; “Blogla Pazarlama” ve “Sosyal Medya Pazarlaması” isimli kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz?
Hem “Blogla Pazarlama” kitabım hem “Sosyal Medya Pazarlaması” kitabım bu alana ilişkin Türkiye’de yayımlanan ilk akademik kitaplar olma özelliğini taşımaktadır. Bu iki kitaptan bahsetmeden önce bunların ortaya çıkış öykülerini anlatmak isterim. 2005 yılında internette araştırma yaparken blogla pazarlamaya ilişkin yazılara rastladım. Bunun üzerine kendime bir blog oluşturdum. Oluşturduğum blogla amacım, bunun kullanımını öğrenmenin yanı sıra yarattığı etkiyi inceleyebilmek idi. İlk başlarda arkadaşlarımdan blogging faaliyetimin zaman kaybı olduğuna ilişkin imalarla karşılaştım. Aslında bu süreçte ben kitabım için hazırlıklara çoktan başlamıştım. Eksik olan kısım blogun nasıl işlediğini görmekti. Sonuçta 100 sayfalık bir çalışma ortaya çıktı. Bunun için yayınevleri ile görüşmeye gittiğimde kendilerine “Blogla Pazarlama” isimli kitabımı anlatmakta çok zorlandım. Bir ara ümitsizliğe bile kapıldım. Elimde 100 sayfalık bir çalışma vardı, Türkiye’de ilk olacaktı ancak yeterli ilgiyi en azından ben de yarattığı heyecanı başkalarında yaratmadığını gördüm. Sonrasında bir yayınevi bulduk ve kitap yayımlandı. Bu kitabın ikinci baskısı için çalışmalar yaptım. Ancak yayınevleri ders kitabı olmadıktan sonra kitap basmaya çok da istekli değiller. “Blogla Pazarlama” kitabı 5 bölümden oluşuyor. Temel blogging bilgilerinin yanı sıra işletme bloggingi ve pazarlama aracı olarak blogların ele alındığı, işletme blog türlerinin işlendiği bir kılavuz kitaptır.
2010 yılında çıkan “Sosyal Medya Pazarlama” kitabıma ise aslında 1,5 yıl önce başladım. Sonrasında makale yazımına öncelik verdiğim için ara verdim. 2009 yılının sonlarında tekrar yazımına başladım ve 2010’da piyasaya sürüldü. Gerçeği söylemek gerekirse “Blogla Pazarlama” kitabına göre daha hızlı bir şekilde yayınevlerince kabul gördü. Bunda son dönemlerdeki popülerliğin etkili olduğunu düşünüyorum.
“Sosyal Medya Pazarlaması” kitabı 3 ana kısım ve bunların alt bölümlerinden oluşmakta. Kitap, sosyal medya ve sosyal medya pazarlamasına ilişkin temel bilgiler ile başlamaktadır. İkinci kısımda sosyal medyanın farklı araçlarıyla pazarlama stratejileri ve sosyal medya metrikleri ele alınmaktadır. Bu kapsamda bloglar, mikrobloglar (son dönemde daha çok öne çıkan Twitter), wikiler, sosyal işaretleme ve etiketleme, podcasting, medya paylaşım siteleri (resim paylaşım sitesi Flickr ve video paylaşım sitesi Youtube), sosyal ağ siteleri (Facebook, MySpace ve LinkedIn) sanal dünyalar (Second Life) incelenmekte ve pazarlama boyutuyla anlatılmaktadır. Üçüncü kısımda ise sosyal medya pazarlamasının ötesi üzerinde durulmaktadır.
Kitabın literatür anlamında kattığı değerlerden birisi Pazarlama 3.0’dır. Buna Web 3.0 ile pazarlama de denilebilir. Kitabın bu kısmını yazarken henüz İngilizce yazılmış kitap bulunmuyordu. Artık Web 3.0’a ilişkin uygulamaların kullanılmaya başlandığı düşünüldüğünde yeni uygulamalarla pazarlamanın farklı bir boyut kazanacağını düşünüyorum. Her iki kitabın eksiklikleri olduğunu bilmekle birlikte güncelleştirmelerinin de yapılacağını belirtmek isterim.
Sosyal medya pazarlaması nedir? Son zamanlarda bu kavrama olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal medya pazarlaması, kısaca sosyal medya araçlarıyla yapılan pazarlama faaliyetleridir. Bu bağlamda sosyal medya araçlarıyla mal, hizmet ve markanın tanıtımının yapılması ve bunların tanınırlığının ve satışlarının artırılması çabalarıdır.
Sosyal medya pazarlamasının tanımını yaparken bunu 3 temel bileşeniyle ifade etmek mümkündür. Bu temel bileşenler: Sosyal olma (ortak aklın kullanılması ve topluluk yaratma), blog, Twitter, Facebook, Youtube, etiketleme vb. gibi sosyal medya araçlarını kullanma ve en nihayetinde tüketicilerle iletişim ve etkileşimden yaratılan değerlerdir. Bireysel kullanıcılar boyutuyla sosyal medyanın daha çabuk kabul gördüğünü ve kullanıldığını, buna karşın kurumsal kullanıcı boyutuyla henüz sosyal medyanın etkili bir şekilde kullanılmadığını düşünmüyorum. Tabi bu görüşüm Türkiye için geçerli.
İlgiyi olumlu görmekle birlikte sosyal medyanın kullanıcılar boyutuyla doğru kullanılmadığını düşünüyorum. Bu konudaki görüşümü de siyasete dayandırarak anlatmak istiyorum. En basitinden seçmenlere gidip sorsanız kime oyunu atacaksın diye size yanıt vermez, ancak Facebook’da açılan siyasi gruplara üye olmaları onları rahatsız etmiyor ki bunların herkese ya da belli bir kesime açık olması söz konusu.
Unutmadan söyleyeyim beni son zamanlarda en çok sevindiren şeylerden birisi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Twitter hesabı açması oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Twitter’da hesap açacağını internette okumuştum. Bunlar güzel şeyler. Çünkü ABD Başkanı Barack Obama ve Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez sosyal medyayı kullanıyor. Hatta Obama’nın başarısında “sosyal medya”nın etkisi üzerinde duruluyor. Türkiye’deki şirketlerin ve kurumların da son zamanlarda sosyal medyada yer almaları bu ilginin giderek artacağını göstermektedir.
Sosyal medya pazarlamasına başlayacak olan şirketlere / markalara neler önerirsiniz?
Yeni başlayacaklara önerileri sıralarsak:
-
Öncelikle “dinleme”ye önem vermeliler. Tüketiciyi dinlemek, anlamak ve izlemek sosyal medya pazarlamasında önceliklidir.
-
Şeffaf olmalılar.
-
Bir tane onaylı hesaba sahip olmalılar.
-
Tüm sosyal medya araçlarını ve özelliklerini öğrenmeli ve hedef kitlesine uygun araçları seçmeliler.
-
Sadece bir sosyal medya aracını değil, mümkünse birden fazla sosyal medya aracını tercih etmelidirler.
-
Sosyal medyayı kullanmanın hesap açmak ve/veya blog yapmak olmadığı bilinmelidir.
-
Hangi sosyal medya aracı kullanılıyorsa sürekli girişler yapılmasına ve devamlılık sağlamaya özen gösterilmelidir. Çünkü bir topluluk oluşturmak sosyal medyanın özünü oluşturur. Böylece istenilen mesajın yayılımını sağlamak kolaylaşacaktır.
Şirketlerin sosyal medyalardaki varlığını sizce kim ve nasıl yönetmeli?
Şirketlerde buna ilişkin ya profesyonel bir ekibin oluşturulması ya da bu işin uzmanı olan kişilerle ya da firmalarla çalışılması gereklidir. Sosyal medyayı herkes kullanabilse de hatta hesap açmak ve blog sayfasına sahip olmak kolay olsa bile, şirketlerin sosyal medyadaki varlıklarının yönetilmesinde bu alanda uzmanlaşmış kişilerden ya da firmalardan destek alması faydalı olacaktır.
Sosyal medyada var olmanın riskleri nelerdir? Bu risklerden korunmak ve itibarı güçlendirmek için neler yapılabilir?
Sosyal medyada var olmak demek eleştiriye açık olmak demektir. Çünkü her zaman istediğiniz şeyleri duymanız mümkün değildir. Zaten sosyal medyayı değerli kılan da duyamayacağınız ya da bilemeyeceğiniz şeyleri size, “siz sormadan muhatabından” öğrenme ve duyma imkanı vermesidir. Bir pozitif haberin yayılımı gibi negatif haberin de yayılımı hızlı olacaktır. Bu durumda yapılması gereken şey sosyal medyanın dikkatle izlenmesidir. Böylece yayılan mesajlar öğrenilebilecek, buna göre stratejilerin belirlenmesi kolaylaşacaktır.
Ayrıca negatif haberlerin daha fazla etkili olmadan yayılmasının önüne geçilebilecektir. Hangi sosyal medya aracı kullanılırsa kullanılsın mutlaka yapılan yorumlara, yazılan mesajlara geri dönüşler yapılmalıdır.
Blogların hayatımızdaki yeri ve pazarlama ile olan ilişkisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Bloglar ve bloggerların dijital dünyadaki gücü ve etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bloglara olan ilginin son zamanlarda azaldığını düşünüyorum. Özellikle sosyal ağ siteleri ve mikroblogging uygulamalarının yaygınlaşmasının bunda etkili olduğunu söylemem mümkün. Bloglar, sosyal medyanın ilk türüdür ve etkili bir pazarlama aracı olarak kullanılabilir. En çarpıcı noktası şeffaf geri bildirimleri almayı sağlamasıdır. Şirketler için tüketicilerden gelecek bu bildirimlerin değeri paha biçilemez.
Blogların gücüne ilişkin en iyi örneklerden biri THY’nin Umman’daki bir alışveriş merkezinde yürüyen merdivenlerdeki aşağı doğru çakılma hissi uyandıran reklamının bloglarda alay konusu olması sonucunda, THY yetkililerinin reklam ajansıyla bağlantı kurarak ve özür dileyerek reklamı düzeltmesidir.
Bununla birlikte A sınıfı bloggerların da dijital dünyada etkisinin fazla olduğunu söylemek mümkün. Bu anlamda bu tarz bloggerların yazacakları, kullanıcıları dolayısıyla da tüketicileri mal, hizmet veya markaya karşı tutumlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyecektir.
Sizin ayrıca e-ticaret konusuyla ilgili çalışmalarınız mevcut. Bu bağlamda son günlerde öne çıkan “Social Shopping – Sosyal Alışveriş” ve “Sosyal CRM” konusuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?
Sosyal alışveriş, online sosyal ağlarla geleneksel alışverişi birleştiren bir e-ticaret şeklidir. Tüketiciler oluşturdukları alışveriş listelerini diğer tüketicilerle paylaşmaktadır. Aslında Web 2.0’ın topluluk oluşturma anlayışının alışveriş deneyimiyle bütünleştirilmesidir. Kurulan online sosyal ağların yarattığı viral pazarlama gücünü kullanır. Bu günümüzde örneğin amazon.com’daki müşteri yorumlarının sosyal bir ağda gerçekleştirilmiş şeklidir.
Sosyal CRM ise mevcut CRM sisteminin Web 2.0 uygulamalarıyla güçlendirilmesi ve müşteri ilişkilerindeki karşılıklı diyalogları daha etkili yönetmedir. Bu anlamda yine sosyal medya pazarlamasındaki dinleme ya da izleme anlayışını daha etkin yönetme ön plan çıkmakta. Ne zaman ya da nerede karşılıklı diyaloglara katılmak gerektiğinin önemliliği üzerinde durulmaktadır. Buna göre de tüketicilere değerli çözümler ve sunumlar yapılmaktadır.
Her iki uygulama da, Web 2.0 ve hatta Web 3.0 alt yapısına dayanmaktadır. İşbirlikli deneyimlerin değişimini içerirler. Birbirilerine paralel olarak bu şekildeki uygulamaların daha da artacağını söyleyebilirim.
Web 3.0 kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce kavram hayatımıza ve pazarlamaya ne gibi yenilikler katacak?
Çok yeni bir kavram. Basitçe “sosyal web”ten” “anlamsal web”e geçişi ifade ediyor. Aynı zamanda mobil aygıtların giderek daha fazla kullanımını içeriyor. Web’in, dinamik içeriği bir araya getirerek size alternatifler sunması farklı ve mükemmel bir şey. Sürekli olarak veriniz toplanıyor ve bu veriler birleştiriliyor. Açıkçası Web’e insan ruhu veya duygusu ekleniyor.
Pazarlama açısından işletmeler için bunlar bulunmaz fırsatlar yaratacak. Bu durumda pazarlamacılar hedeflenmiş reklamlarını daha iyi hedefleyerek gerçekleştirme imkanı elde edecekler. Sosyal etiketlemelerle daha iyi ürün ve marka tanıtımları oluşturabilecekler ve ürünlerin, markaların bulunabilirliğini artırılabilecekler.
Akademik çevrenin dijital dünyaya bakışı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Daha çok yeni jenerasyon akademisyenlerin ilgili olduğunu söylemek mümkün. Bunun da doğal olduğu kanaatindeyim. Ancak daha deneyimli hocalarımızın dijital dünyayla ilgili çalışmaların önünü açması gerektiğini düşünüyorum. Bu alandaki yayınların çoğu Türkiye’de ilk olacaktır. Bu yüzden bu alana ilişkin önce teorik kısmın oluşmasının sağlanmasına olanak verilmeli. Benim çok karşılaştığım şeylerden biri genelde çalışmanın uygulamasının olmadığına ilişkin eleştiriler oluyor. Ancak bu alana ilişkin çalışmalarda uygulamaları gerçekleştirmek için hem çok erken olabiliyor hem de uygulamalar olsa bile değerli ve yeterli sonuçlar elde etmek mümkün olmayabilir.
Siz kişisel olarak sosyal medyaları nasıl kullanıyorsunuz? En çok hangi sosyal medyalardan yararlanıyorsunuz?
5 tane blogum var. Bunlardan ikisi kitap blogları. En azından ayda bir güncellemeye çalışırım. Eskiden daha sık güncellerdim. Son zamanlarda güncellemelerimi yapmakta zorlanıyorum. Facebook ve Twitter hesabım var. Her gün bu iki hesabı kontrol eder, mümkünse gönderilerde bulunurum. Aktif olarak kullanmanın dışında takip ettiğim kişi ve kuruluş blogları, Twitter hesapları ve Facebook hesapları var. Ancak sosyal medyanın özelliği öncelikle dinlemektir. Bu yüzden “izlemeyi” daha fazla yapıyorum.
Erkan Akar iş dışında neler yapar, kendini nasıl zenginleştirir?
İş dışında Erkan Akar, internette sörf yapar. Akademik anlamda internette pazarlama çalıştığım düşünülürse ve evde de sürekli internete girdiğim göz önüne alındığında çoğu zaman hem işimi hem hobimi gerçekleştirmiş oluyorum. Film ve belgesel DVD arşiv oluşturdum. Evdeyken genelde belgesel seyrediyorum. Son zamanlarda sosyal medyaya ilişkin kitaplar okuyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?
Sosyal medyanın sadece Facebook, Twitter gibi uygulamalardan oluşmadığı, podcasting, sosyal işaretleme ve etiketleme, Second Life gibi sanal dünyaların da birer sosyal medya aracı olduğu ve bunların bir pazarlama aracı olarak kullanılabileceği bilinmelidir. Popülaritesi gittikçe artan yeni trendlerle okuyucuları buluşturmanız dolayısıyla sizi tebrik ediyorum.
Röportaj için de teşekkürler…
Teşekkürler…